TARİHÇE ve TARİHİ BİLGİLER
ŞEHİT VE GAZİLERİMİZ

KÖYÜMÜZÜN TARİHÇESİ
KARAGÖL KÖYÜNÜN KURULUŞU
KARAGÖL KÖYÜNÜN KURULUŞUNDAN BU GÜNE KADARKİ MUHTARLARI
Admin
Administrator
Tecrübeli Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 19


admin@karagolkoyu.info


WWW
« : Mayıs 01, 2007, 05:06:40 pm »

KARAGÖL KÖYÜ

Karagöl Köyü sırtını Karayüce dağına dayamış,ön güneyi ova,bu düzlük ovaya umutla bakan Karagöl köylüleri.Köy Karagöl ismini şu anda köyün ortasında bulunan  dört oluklu ermenilerden kalma  Büyük  Çeşme’nin havuzunun göl halinde toprak bend olarak  sazakılık ve bataklılık olmasından mıdır;  toprağının ,taşının kara olmasındanmı yoksa köyün çayırlığının çok zaman önce bataklık olup göl halinde olmasındanmı  almıştır tam olarak bilinmemekle birlikte en kuvvetli ihtimalin Büyük Çeşmenin bu günki  havuz yerinin göl olmasıdır.

Karagöl köyünün kuruluşu  ve bu günkü hale gelişi ,köyü  Ermenilerin büyük şehirlerde yaşamak için  tek tükte olsa köyü terk edip boş kalmasıyla  Devlet karşı köylerden Kuş kayası ,Köseli ,Talazoğlu,Kötü köy ,Kabaktepe ve Ekiçe gibi köylerden haneler getirerek  boş kalan yerleşim yerlerini  doldurmak istemişsede  alışkanlıklarından kopmakta zorlanan aileler tekrardan eski yerlerine dönmüşlerdir.

Buna mutabik  93 harbinde Ruslaların zulmünden kaçan  Erzurum’dan gelen şark mahacirleri Devlet iskan hakkıyla  Karagöl köyüne yerleşmişlerdir.Şark mahacirler yörelerinin vermiş olduğu kültüre dayanaraktan çok mukalit ,şakacı insanlardır.

Karagöl köyünün konumu ve erazi durumu  ehemiyetinin anlaşılmasıyla,karşı köylere dönen Türkmen komşular tekrar karagöl köyüne dönmüşlerdir.

Yöremiz insanı Ermeni’lerle sürekli kardeşane yaşamışlar,onların kültür ve inançlarına saygı duymuşlardır.Hatta köyümüzde geçen yıllara kadar  bulunan ilkögretim okulundan diplama alan Ermeni vatandaşlarımızın evrakları şu anki okullarımızda mevcuttur.

Köyümüz insanları gerçekten çok değerli insanlardır.Ayrı ayrı kültürleri, geleneği, göreneği bulunan bu insanlar yıllarca kardeşane yaşamıştır.Köyümüz insanı komşuluk haklarını en iyi gözeten nadide köylerdendir.Bir başkadır Karagöl köyünün havasını teneffüs eden ,suyuyla ,ekmeğiyle büyüyen insanlar.

Hiç kimse ;ama hiç kimse yalnız kalmaz Karagöl köyünde. Düğünlerde, bayramlarda, cenazede yalnızlığını hissetmez. Bir başkadır Karagöl’de komşuluk ilişkileri,bunlar anlatılmaz,bunlar Karagöl köyüne gelip görmekle,yaşamakla anlaşılır.

Karagöl köyünde bir çok milletlerin bir arada yaşaması,değişik bilgi, görgü, örf ve    adetlerin bir araya toplanmasına neden olup çok güzel bir kültür ortaya çıkmıştır. Öyleki şimdiki televizyon, internet çağını aratmamıştır.Köyümüz insanı ayrı ayrı; farklı kültürlerden, toplumlardan gelmesine rağmen bir millet olmanın anlamı kavramıştır.Millet olmanın anlamı bütünleşmektedir,ayrılmak ve bölmek değildir.

Büyük Önder Atatürk, “NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.” Demekle Vatanın bütünlüğünü, bölünmezliğini ve Millet olmanın şuurunu belirtmiştir.

1926 Tarihinde Yugoslavya’dan Boşnak komşularımız gelip  Devletin iskan hakkıyla köye yerleşmişlerdir.Millet olmanın kavramı,bilinci içerisinde olan Boşnaklar Bayrak ,Vatan ve Ulus sevgisi bilinci içerisindedir.

1936 Yılında Karagöl köyüne  şimdiki Bulgaristan ,o günkü Romanya‘dan 80 hane  Göçmen (Muhacir) iskan edilmiştir.
Osmanlı’nın Balkanları fetih etmesiyle ki İstanbul’un  fethinden 50 yıl önce,başta Konya–Karaman-Kayseri-Niğde-Kırşehir gibi illerden,öp öz güvenilir ,bilgili,cüsseli, yakışıklı insanları seçerek  .Bulgarları Türk’leştirip Müslüman yapmak için ,devlet  tarafından Balkanlara  iskan edilen Türkler’dir.

Karagöl köyüne yerleşen göçmenler  ektikleri fideler,yetiştirdikleri meyve ağaçlarıyla yerleşim yerlerine Bahçelievler mahallesi ismini verdirmişlerdir.

Göçmenler aynı zamanda sanatkar ve zanaatkar insanlardır.Hemen hemen hepsi ayrı ayrı sanatı olan kişilerdir. Hayvanlarını otlatmaya götürürken  başkasının ekininden kopartmasın diye ağızlarına tasma takıp getirip götürüren; nizamlı ,intizamlı, tertipli insanlarmış. Şu anda yok denecek  kadar iki üç hane göçmen bulunmaktadır. Köyde geçmişte Arnavut –Tatar-Çerkez yaşamıştır.Maden ocaklarında bir çok Laz köyümüzde çalşıp barınmıştır.

Ömer TURAL
« Son Düzenleme: Şubat 05, 2008, 04:08:06 pm Gönderen: Ömer TURAL » Logged
Tayfun TURAL
Administrator
Webmaster
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 208


ttural@msn.com


« Yanıtla #1 : Şubat 05, 2008, 02:55:35 pm »

KARAGÖL KÖYÜ TARİHÇESİ

 
Karagöl Köyü Karayüce dağının eteklerinde; kuzeydoğusunda Şema dağı, güneyinde düz ova , batısında Kırmızıeniş bulunan, Şarkışla – Gemerek arasına kurulmuş en merkez köydür.

Köy Karagöl ismini şu anda köyün ortasında bulunan  dört oluklu Emenilerden kalma  Büyük  Çeşme’nin havuzunun göl halinde toprak bend olarak  sazakılık ve bataklılık olmasından mıdır;  toprağının ,taşının kara olmasındanmı yoksa köyün çayırlığının çok zaman önce bataklık olup göl halinde olmasındanmı  almıştır tam olarak bilinmemekle birlikte en kuvvetli ihtimalin Büyük Çeşmenin bu günkü  havuz yerinin göl olmasıdır.

Karagöl köyünün kuruluşu  ve bu günkü hale gelişi, köyü  Ermenilerin büyük şehirlerde yaşamak için  tek tük de olsa köyü terk edip boş kalmasıyla  Devlet karşı köylerden Kuşkayası, Köseli, Talazoğlu, Kötüköy, Kabaktepe ve Ekiçe gibi köylerden haneler getirerek  boş kalan yerleşim yerlerini doldurmak istemişse de  alışkanlıklarından kopmakta zorlanan aileler tekrar eski yerlerine dönmüşlerdir. Buna mutabık  93 harbinde Ruslalar’ın zulmünden kaçan  Erzurum’dan gelen şark muhacirleri Devlet iskan hakkıyla  Karagöl köyüne yerleşmişlerdir.Şark muhacirler yörelerinin vermiş olduğu kültüre dayanaraktan çok mukallit ,şakacı insanlardır.
Karagöl köyünün konumu ve arazi durumu  ehemniyetinin anlaşılmasıyla,karşı köylere dönen Türkmen komşular tekrar Karagöl köyüne dönmüşlerdir.

Yöremiz insanı Ermeni’lerle sürekli kardeşane yaşamışlar,onların kültür ve ve inançlarına saygı duymuşlardır.Hatta köyümüzde geçen yıllara kadar  bulunan ilkögretim okulundan diploma alan Ermeni vatandaşlarımızın evrakları şu anki okullarımızda mevcuttur.

Köyümüz insanları gerçekten çok değerli insanlardır.Ayrı ayrı kültürleri, geleneği, göreneği bulunan bu insanlar yıllarca kardeşane yaşamıştır.Köyümüz insanı komşuluk haklarını en iyi gözeten nadide köylerdendir.Bir başkadır Karagöl köyünün havasını teneffüs eden ,suyuyla ,ekmeğiyle büyüyen insanlar.
Hiç kimse ama hiç kimse yalnız kalmaz Karagöl köyünde. Düğünlerde, bayramlarda, cenazede yalnızlığını hissetmez. Bir başkadır Karagöl’de komşuluk ilişkileri,bunlar anlatılmaz, bunlar Karagöl köyüne gelip görmekle,yaşamakla anlaşılır.

Karagöl köyünde bir çok milletlerin bir arada yaşaması,değişik bilgi, görgü, örf ve adetlerin bir araya toplanmasına neden olup çok güzel bir kültür ortaya çıkmıştır. Öyle ki şimdiki televizyon, internet çağını aratmamıştır.Köyümüz insanı ayrı ayrı farklı kültürlerden, toplumlardan gelmesine rağmen bir millet olmanın anlamı bütünleşmektedir. Ayrılmak ve bölmek değildir. Büyük Önder Atatürk, “NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.” Demekle Vatanın bütünlüğünü, bölünmezliğini ve Millet olmanın şuurunu belirtmiştir.
 
1926 Tarihinde Yugoslavya’dan Boşnak komşularımız gelip  Devletin iskan hakkıyla köye yerleşmişlerdir.Millet olmanın kavramı,bilinci içerisinde olan Boşnaklar Bayrak ,Vatan ve Ulus sevgisi bilinci içerisindedir.
1936 Yılında Karagöl köyüne  şimdiki Bulgaristan ,o günkü Romanya‘dan 80 hane  Göçmen (Muhacir) iskan edilmiştir.
Osmanlı’nın Balkanları fetih etmesiyle ki İstanbul’un  fethinden 50 yıl önce,başta Konya–Karaman-Kayseri-Niğde-Kırşehir gibi illerden,öp öz güvenilir ,bilgili,cüsseli, yakışıklı insanları seçerek  .Bulgarları Türkleştirip Müslüman yapmak için ,devlet  tarafından Balkanlara  iskan edilen Türklerdir.
 
Karagöl köyüne yerleşen göçmenler  ektikleri fideler,yetiştirdikleri meyve ağaçlarıyla yerleşim yerlerine Bahçelievler mahallesi ismini verdirmişlerdir.Göçmenler aynı zamanda sanatkar ve zanaatkar insanlardır.Hemen hemen hepsi ayrı ayrı sanatı olan kişilerdir. Hayvanlarını otlatmaya götürürken  başkasının ekininden kopartmasın diye ağızlarına tasma takıp getirip götürürken; nizamlı ,intizamlı, tertipli insanlarmış. Şu anda yok denecek  kadar iki üç hane göçmen bulunmaktadır. Köyde geçmişte Arnavut –Tatar-Çerkez yaşamıştır.Maden ocaklarında bir çok Laz köyümüzde çalışıp barınmıştır.

Hazırlayan: Ömer TURAL
Ömer TURAL
Araştırmacı Yazar
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 430



WWW
« : Mayıs 25, 2007, 02:40:49 pm »

KARAGÖL KÖYÜNÜN KURULUŞU

Köyün kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekte olup,kimilerine göre Ermeni vatandaşlarımız tarafından rumi 1171 yılında olabilecegi kesin olmamakla birlikte tahmin edilip,kuvetli bir yorum yapılmaktadır.

Türkmen komşularımızın Karagöl köyünü keşfetmesi rumi 1242 tarihine ras gelir.Hamzalı, keklicek,Saraç gibi yerleşim yerlerinde yaşayan Türkmen aşiretleri her nedense bulundukları mevkiden kalktıklarında develerle Kızıl ırmagı geçerler.Karagöl köyüne gelip şimdiki bulunan okulun arkasına konaklarlar.Develerle ve koyun sürüsüyle gelen bu aşiret hayvanlarına su bulmakta zorlanır.
Köyde bulunan Ermeni kardeşlerimizden su yeri sorarak kamışlığın arasındaki su gözünü bulmaları için yardım görürler.

Ermeni'lerle Türk'lerin kültür ortaklıkları  ayndır.Bu sebepten dolayı yıllar yılı kardeşhane kardeş hane beraber yaşamışlar.Ermeni vatandaşlar Türkmen aşiretine çok güzel bişr teklifte bulunurlar,gelin dıostlarım köyün bir yanını siz,öbür yanınıda biz şenlendirelim derler.,

Türkmen aşireti genelde hayvancılıkla geçimini sağlayan bir topluluga sahiptir,Koyunlarını rahatlıkla sulayacak su bulmaları lazım gelmektedir.Su konusundan önemli ,sazaklık olan Karagöl köyü mühütünde sivri sinek çok oldugundan ,develere sinekler rahat vermez düşüncesiyle Karşı köylerden Köseli,Kuşkayası'na akın ederler.
Köseli ve çevresinde her kayanın dibinde cağal cağal abuhayat gibi su aktıgını gören Türkmen aşireti,bu yayla ortamında olan mühütte koyun ve büyük baş hayvanları otlatacak ot bol oldugunu görünce bu yöreye yerleşirler.Bu yörede sütlüğanı,keven,kekik üçgül ,kara yonca gibi bitkikrin bol olması ,süt  ve ürünleri peynir,yoğurt, tere yağ , kaymak ve bal'ı çok olmasından aşiret bu yöreye konaklayıp eğleiir.

Türkmen aşiretleri başlarında savranları taki halebe yük getirip götürerek nakliyecilik yapmışlardır.
Savran:Her deve kafilesinin(katarıının)deveci başı  eşegin üstünde giden savran o deve katranının yetkilisidir.

Türkmen'lerin ve Şarrk mahacurlarının,Boşnakların,Göçmenlerin Karagöl köyüne yerleşmesi:Dünya tarih boyunca değişimlere ugramış.Birçok milletler degişik coğrafya konumunda yaşama geregi duymuşlardır.

Ermeni kardeşlerimiz zamanında gönülü olarak Avrupa'ya tahsil yapmaya gönderilmiş.Avrupada bir çok Ermeni vatandaşlarımız bilim adamı olarak yetişmiştir.Eskiden beri zanatkar olan bu kardeşlerimiz.Avrupanın kendileriyle ticari ilişkiye girmesiyle ,zengin olurlar, bu vatandaşlarımız İstanbul gibi ticareti daha elverişli olan yerlere gitmeyi tercih etmişlerdir.

Zamanla boş kalan bu yerlere devlet buraların boş kalmaması için Karşı köyleden Türkmenleri getirmek istemişsede Türkmenler eski alışkanlıklarından kopamayıp defalarca karşı köylere gerisingeriye dönmüşler.

Kendleriyle iyi anlaştıkları için Türkmen aşireti ,Ermeni vatandaşların gitmelerini istememişler .Kalmaları için çok ısrarda bulunmuşlar.

sonradan Karagöl köyünün ehemiyetini  anlayan bu Türkmen aşireti Karagöle yerleşmeye başlamış .Geride kalan Ermenilere çok iyi davranan Türkmenler kendilerine her türlü yardımda bulunup,destek saglamışlar.Öyleki Karagöl köyü ilk ögretim okulunda kayıtları mevcutur.

1915-1917 arası Erzurmdan gelen Şark mahacurlar bir kısmı Konya ,Aksaraya gitmişlerse de kimileride Karagöl köyüne yerleşip kalmışlardır.

1924 tarihinde Yoğuslavya'dan Boşnak'lar ve Arnvut gelip yerleşmiş olup

1936 yılında ise Romanya'dan şimdiki Bulgaristandan iskan edilmişlerdir.

Şonradan göçmenler genelde Eskişehir,Bursa gibi degişlik illere gitmişlerdir.

Şu an köyümüz Türkmen Komşularla ağrlklıdır.Eskiki ayrıcalık kalmamış,Türkmen ,şark, boşnak, göçmen bir birlerinden kız alıp vererek kaynaşmışlar.Kültür,gelekse genel,örf adete dönüşmüştür.

Ömer Tural

Admin
Administrator
Tecrübeli Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 19


admin@karagolkoyu.info


WWW
« : Mayıs 01, 2007, 05:09:16 pm »

KARAGÖL KÖYÜNÜN KURULUŞUNDAN BU GÜNE KADARKİ MUHTARLARI

1-Mehmet KARAKAŞ
2-Ali MAHMUT
3-Hasan DİNÇSOY (Hasoka)
4-Yusuf UZEL
5-Arif BAYKURT
6-Mustafa İLHAN
7-Mustafa AKKAYA
8-Hamdi ÖZKAY:Tercihil muhtarlığa getirilen özkay iki dönem Muhtar seçilmesine rağmen her iki muhtarlığında görevini bitirmedn istifa edip görevinden ayrılmıştır.

9-İsmail IŞIK:Vekaleten Muhtarlığa getirilmiştir.
10-Recep İLHAN
11-Mustafa AKKAYA
12-İsmail KELEŞ:1951-1968:17 ,Sene M uhtarlık yapmıştır
13-Bahri çolak:2-6-1968
14-Mahmut MİLLİ:9-12-1977
15-Mustafa KOÇ:25-03-1984
16 -Arif PEKER:26-03-1989
17-Mahmut YILDIRIM:27-03-1994
18-Duran SARAÇ:Vekalet
19-Dursun KARAKAŞ:18-04-1999
20-Nuri KAYAPINAR:26-03-2004


                            Bilgileri toplayan:Ömer TURAL
KARAGÖL KÖYÜ ŞEHİT VE GAZİLERİ
AZİZ ŞEHİTLERİMİZ İCİN:KUL MUSTAFA ==YETİMLERİN TÜRKÜSÜ
AHMET ŞAFAK OĞUL
AHMET ŞAFAK SARIKAMIŞ
TÜRK HALKI DEĞİL (TÜRK MİLLETİYİZ) HÜSEYİN NİHAL ATSIZ
KATLİAM DEDİĞİNİZ BÖYLE BİR ŞEY Mİ? ******
TÜRKÜM diyen okusun
Mustafa Yildizdogan (ŞEHİTLER ÖLMEZ)
ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ
ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜZMEZ
şehitlerim ve hepimiz için
EY ŞEHİD OĞLU ŞEHİT, İSTEME BENDEN MAKBER. SANA AĞUŞUNU AÇMIŞ DURUYOR PEYGAMBER.
TERÖRLE MÜCADELE KAHRAMANLARINA DESTEK KAMPANYASI
Gönderen Konu: KARAGÖL KÖYÜ ŞEHİT VE GAZİLERİ  (Okunma Sayısı 168 defa)
Ömer TURAL
Araştırmacı Yazar
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 430



WWW
« : Mayıs 01, 2007, 05:15:34 pm »

Resimleri Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Görebilir.
Resimleri Görebilmek İçin Kayıt Ol veya Giriş Yap

KARAGÖL KÖYÜ ŞEHİT VE GAZİLERİ

           Her şeyi yazmadan geçerim ama birileri var onları yazmadan ve yad etmeden asla edemem.

           Onlar bize bir vatan kurtarmış, onlar dönmek için değil ölmek için cepheye gitmiş. Onlar bu cennet vatan uğruna gözlerini kırpmadan canlarını vermiş. Ruhları şad olsun.

Vurulup tertemiz anlından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor.
   
Ey şehid oğlu şehid, isteme bender makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

   Şairimiz Mehmet AKİF ne güzel söylemiş. Cenaballahın şehitlere verdiği mertebeyi dile getirmiş.

   Onlar, bu vatanın kendilerini besleyip, büyüttüğünün bilinci içerisinde olan insanlar.
   Onlar, hürriyeti yaşamaya tercih eden insanlar.
   Onlar, bayraksız ezansız yaşamayı düşünemeyen insanlar.
   Onlar, gönüllerinde vatan sevgisinden başka sevgiye yer bırakmayan insanlar.
   Bu millet destanlar yazmış. Oğuz Kağan Destanı, Ergenekon Destanı, Bozkurt Destanı, Genç Osman Destanı, Estergon Destanı, Dedekorkut Destanı, Silistre Destanı, Pilevne Destanı, Çanakkale Destanı, Girit ve Kars Destanı, Cezair, Budin Destanı, Varna Destanı, bu destanlar yazdığımız destanların birkaçıdır.

   Tarihini bilmeyen milletler kendilerine efsaneler uydurur ve git gide efsanelere sığınmaya başlar. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekiler hiç kurtulmamasına şehadete eriyor. İkincidekiler onların yerine giriyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğuk kanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? "Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir duraksama bile göstermiyor, sarsılmak yok. Okuma bilenler ellerinde Kuran-ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler Kelime-i Şehadet getirerek yürüyorlar." Mustafa KEMAL'in bu sözleri bile Çanakkale'de yazılan destanı anlatmaya yeter.

   Çanakkale, Birinci Dünya Savaşı, Sakarya Meydan Muharebesi, Birinci ve İkinci İnönü Muharebesinde köyümüzün Gazisi Mehmet ÖVER savaş anılarında Atatürk ve İsmet İNÖNÜ için "Onlar mevziye girmek nedir bilmezlerdi. Ellerinde tabanca silahları - İleri  komutu verirlerdi." diye anlattığını bilenler var.

   Büyük önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK, yabancı bir yazarın kendisi adına yazmış olduğu bir kitabı okurken Türk Ordusu için, "Eğer ki Mustafa Kemal ATATÜRK Türk ordusunun değilde başka bir ordunun başında bulnunsaydı daha büyük başarılar gösterirdi." satırlarına kızıp öfkelenmiştir.

   Kahraman Türk Milletinin ihtiyacı olan gücün, damarlarındaki kanda mevcut olduğunu vurgulayan Büyük Önder ATATÜRK Türk Milletinin öndersiz de çok şeyler başarabileceğini, sadece bunu Milletimizin bilmesi gerektiğini anlatmak istemiştir.

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker,
Gökten ecdat inerek öpse o pak anlın değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in aslanları ancak bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın
Gömelim gel seni tarihe desem, sığmazsın.

            İstiklal Marşı yazarımız, milli şairimiz ne güzel dile getirmiş. Şehitlerimizin gök kubbeyle yer arasına sığmayacak büyüklükte olduğunu, tarihlere sığmayacak derece olup ebediliklerini dünya durdukça ünlerinin yaşayacağını dile getirmiştir.


   "Çanakkale Savaşında vinci krılan topun ağzına 215 okkalık (175 Kg) top mermisini yanlız başına koyarak Üçüncü mermisiyle "Ocean" zırhlısını dümen kısmından vuran Seyit Onbaşı dokuz tam sene cephede savaşır. Bunca yıl sonra köyüne dönen Koca Seyit, yaşamını sırtında odun taşıyarak sürdürmüştür.

   Ülkemizde takvimlerin 1936 yılını gösterdiği tarihlerde Balıkılesir-Çanakkale yolunun açılışı için ATATÜRK'ün yoluda Havran'a düşmüştü. ATATÜRK buraya geldiğinde kendisiyle görüştüğü ve başından geçenleri kendi ağzından dinlediği Koca Seyit'i hatırladı. Mahalli yetkililerden Koca Seyit'i sordu fakat; hiçbirisi onu tanımıyorlardı. ATATÜRK ordakilerden hemen Koca Seyit'i bulmalarını ve onlara hitaben "Sizi onunla tanıştırmak istiyorum. Yaptığınız Milletin kahramanlarına vefasızlıktır. Kendisini tanıyın ki, bu topraklar üzerinde yaşamanın bir bedeli olduğu bilinsin." (Çanakkale Gezi Rehberi Talha UĞURLUEL'in kitapçığından alınmıştır.)

   Peki bizler ne yaptık? Bizim Gazilerimiz ve Şehitlerimiz  Seyit Onbaşı gibi bir kenarda unutulmadılar mı? Bu vatan uğruna canlarını, gözlerini kırpmadan veren Şehitlerimizi kaçkez andık?

   "Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak, uğrunda ölen varsa Vatandır." (Nihat Cemal KUNTAY)

   Atalarımızın muharabe meydanlarında yazdıkları destansı kahramanlıkları yazmakla bitmez; ama ne yazıkki savaşlarda tarih yazarken tarih kitaplarına destanlarımızı yazmayı ihmal eden milletiz. Şimdi soruyorum Karagöl Köylülerine acaba kaçımız köyümüzün Şehit ve Gazilerinin ismini sayabilir? Hangisi nerede? Mezar taşının nerede dikili olduğunu kaç kişi biliyor?

   Sizlere Şehit ve Gazilerimizin sadece birkaçını taktim ediyor, onları saygıyla anıyorum. Ruhları şaad olsun.

   ŞEHİTLERİMİZ:

   1- Mestiğin Mehmet'in dört amcası. Hacı Osman - Mustafa ve Sarı
   2- Deli Fadik'in çocukaları.  Remzi ustanın babası Derviş - Paşa'nın oğlu Hacı Mehmet
   3- Acer Oğlanın kayınları İsmail ve Musa
   4- Abdullah Kâğ'nın dört kardeşi. Sarı Mustafa - İbrahim - Ali Çavuş - Yakup
   5- Bekir Çavuş'un Müdür'ün kardeşi İzzet
   6- Keçelilerden Üç. Mahmut - Ahmet - Mustafa
   7- Eba Müslim'in (Rüştü Çavuş) amcası Ali Hoca Efendi ve babası Veli Oğlu Mustafa 1914-1917 arası Yemen'de Şehit olmuştur. Şehitlik madalyası alınma çalışmaları söz konusu olup, madalya ailenin en büyük çocuğuna verildiği öğrenilmiştir.
   8- Eyip Emminin dedesi Ekiz Osman oğlu Mahmut
   9- Abdurrahman Karakaş'ın üç ağabeyi Ömer - Haydar
   10-Boz Oğlanın babası Ishak
   11-Musaçlardan Musaç Oğlu
   12-Hallolerden İsmail
   13-Veli Ağa'nın oğlu Çirkin Hacı ve Veli Ağa'nın kardeşleri Müdür ve Mehmet
   14-Veli Ağalardan Mustafa Efendinin babası
   15-Mehmet Ağanın oğlu Duran
   16-Durdu Onbaşının Dedesi Mehmet (pemik)
   17-Avşarlardan Şeker'in kardeş Mükremin oğlu Mahmut
   18-Veysel Peker'in babası Mehmet
   19-Mehmet Ağanın oğlu Duran
   20-Kötü Köylülerin Ahmet Taş'ın babası Ömer
   21-Hacı İbrahim'in babası Mustafa (Bayram Karakaş'ın ağbeyi)
   22-Altıntaşlardan Bekir oğlu Mehmet
   23-Leylilerin Alıcılardan Yusuf (Yusufun desesi Yusuf)
   24-Sıddık oğlu Süleyman
   
   GAZİLERİMİZ:

   1- Çolak Abdurrahman'ın Ali oğlu Bahri Çolak'ın babası
   2- Ishak Hacının babalığı
   3- Kara Derviş'in kardeşi ve Ali Elmalı'nın babası Acem İbrahim
   4- Mehmet(Pemik) oğlu Yakup Ali(Topal Recebin Kardeşi)
   6- Tahsin Benlisoy'un iki kardeşi Mehmet ve Bekir
   7- Bayram Ekici'nin dedesi Ömer
   8- Göğ Oğlanın Mehmet Karakaş.
   9- Millilerden Ali ve Kâzım (Yusuf'un kardeşleri, Mahmut Milli'nin amcası)
   10-Hasan Dinçsoy
   11-Mehmet Över (Yunan Harbinde esir düşmüştür. Birçok savaşa katıldığı söylenmektedir.)
   12-Çirkin Kağ. (Rusya'da esir düşmüştür.)
            13-Durdu onbaşının babası topal Recep ( Yemen Gazisi)

   BUNLAR BİZİM ÖĞRENEBİLDİKLERİMİZ. ŞEHİT VE GAZİLERİMİZİN İSİM AÇIKLAMALARINI TAM YAPAMADIĞIMIZDAN DOLAYI ve BÜTÜN ŞEHİT VE GAZİLERİMİZİN İSİMLERİNİ ÖĞRENİP YAZAMADIĞIMIZDAN DOLAYI ÖZÜR DİLERİZ. YAZMIŞ OLDUĞUMUZ İSİMLERDE YAPILAN EKSİKLİKLERİ TAMALAMAK İÇİN BİLGİ GÖNDERİRSENİZ VE BİLMEDİĞİMİZ ŞEHİT VE GAZİLERİN İSİMLERİNİ BU YAZININ ALTINA GÖNDERİRSENİZ ŞEHİT VE GAZİLERİMİZİN AİLELERİ ADINA SEVİNİRİZ. AYRICA HAYİN PKK ÇATIŞMALARINDA ŞEHİDİMİZ YOK ALLAH'A ŞÜKÜR. GAZİLERİMİZ VARDIR, BU GENÇ GAZİLERİMİZ DE BU SAYFADA KENDİLERİNİ TANITIRSALAR MEMNUN OLURUZ. ONLARA ŞÜKRAN VE SAYGILARIMIZI İLETİRİZ.

   HERŞEY VATAN İÇİN.

Ömer TURAL
« Son Düzenleme: Şubat 05, 2008, 06:04:44 pm Gönderen: Tayfun TURAL » Logged
BOZKURT
YANLIZKURT
Katılımcı Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 30


« : Kasım 19, 2007, 02:21:59 pm »

TÜRK HALKI DEĞİL TÜRK MİLLETİYİZ
Uzmanlar, yeryüzünde insanların 500.000 yıldan, belki daha eskiden beri var olduğunu söylüyor. Fakat insanların tarih sahnesine girmesi dört beş bin yıllık bir meseledir.

İnsanlık durmaksızın ilerleyerek bugünkü durumuna gelmiş, tarih öncesindeki ırkların türlü nisbetlerde birbiriyle karışmasından bugünkü ırklar doğmuş, ırklar da yine türlü sebeplerle parçalanarak günümüzün milletlerini meydana getirmişlerdir.

Bu söylediğim insanlık tarihinin ana çizgisidir.

İnsan zekâsının gelişmesi ölçüsünde de madde ve manâdaki her kavram için kelimeler bulunmuş, zamanla kelimelerden başka kelimeler türemiş, bazı kelimeler anlamını değiştirmiş, bazıları unutulmuş veya bırakılmış, yerine yenileri alınmış veya bulunmuştur.

İnsan olgunlaşmasının toplum hayatındaki son durağı "millet" ve "devlet"tir. "Millet" bağımsız yurdu olan teşkilatlı bir topluluktur. Asırların fikir akımı olan milliyetçilik bu kelimelerden çıkar.

Son zamanlarda solculardan başlayarak yavaş yavaş herkese, hattâ resmî şahsiyetlere de yayılan bir tabirle millet yerine halk kelimesinin kullanıldığını görüyoruz.

Komünistler milleti kabul etmedikleri için ve bu kelimeden ürkmeleri dolayısı ile daima "halk" kelimesini kullanırlar. Aşırı sosyalistlerde de aynı eğilim vardır. Fakat bu iki kelime aynı anlamda değildir. Şemseddin Sami "halk" kelimesini " Kaamus-i Türki" adlı mühim eserinde "insanlar", cem'iyyet-i beşeriyye, umum, cemaat, güruh, "kalabalık" diye açıklar. Bugünün edebî dilinde ise bu kelime "milletin bir parçası" yahut "aşağı tabakası" anlamında kullanılır. "İstanbul Halkı" veya "Orta Anadolu Halkı" dediğimiz zaman İstanbul veya Orta Anadolu'da doğan yahut oralarda yaşayan insanlar anlaşılacağı gibi "halktan yetişme"tabirleri de aynı mânâdadır. Halk=millet demek olsaydı "halktan yetişme", halk tabakası sözlerine lüzum kalmazdır. Herkes zaten milletten yetişme olduğu için bu türlü sözler lüzumsuz olurdu. Bundan başka "halk" yalnız o an için mevcut olan topluluktur. "Millet" ise üç zamanda da vardır ve "millet" bir " var olma şuurunun" da ifadesidir.

Kanunların ruhunda da bu iki kelimenin ayrılığı şiddetle göze çarpar. Kanun koyucusu millete hakareti ceza tehdidi altına almıştır. Halk için böyle bir tutum yoktur.

Türkiye'deki insanlar "Türkiye halkı" olarak anıldığı zaman yalnız çalışıp kazanan, şuraya buraya giden, oturan ve eğlenen bir yığın akla gelir.

Aynı insanlar "Türk milleti" olarak ele alınınca geçmiş yüzyıllardan kopup gelen, zafer ve kültür yaratıcısı olan, gelecek için ülküsü bulunan, bunun için savaşa varıncaya kadar her fedakârlığı göze alan güçlü bir topluluk söz konusudur.

Komünistler milletlere "yığın" diyemedikleri için halk diyorlar. Onlar için insanlar hammadde yığınından başka bir şey değildir. İran'daki komünist partisinin adı olan "Tûde", Farsça'da "yığın" demektir. Bizdeki komünistler de bir zamanlar "Yığın" adında bir dergi çıkarmışlardı.

Komünist Çin'de yüz milyonlarca insanın Mao'nun sözlerini gece gündüz ezberlemeye zorlanması milletleri yığın, hatta sürü gibi görmenin bir şeklidir.

Çünkü halk şuursuzdur. Baştaki zorbalar neyi telkin ederse onu körü körüne yapar. Böylece iktisadî bir takım başarılar sağlanır; yollar yapılır; kanallar açılır; ağaçlar dikilir, ırmakların yatağı derinleştirilir ve bunları yaparken halk sürüsünden milyonlarca insanın ölmesine ehemmiyet verilmez.

Millet ise şuurludur. Neyi, ne için yaptığını bilir. Halk, arkasında makineli tüfekler işlediği için savaşta ileri yürür. Millet bir görev yaptığına inanarak ateşe atılır. Yaratılıştan cesur olmasa bile sırf haysiyet ve utanç duyguları yüzünden ölüme doğru gitmekten çekinmez.

Resmî bildirilerde sık sık görülen "halklarımız arasındaki geleneksel dostluk" gibi tabirleri Türk dış işleri bakanları kaldırmalı, bunun yerine "milletlerimiz" kelimesini koymalıdır. Milletin bir pasaport meselesi olmadığı iyice kafalara sokulmalıdır.

Türk milleti nedir, kimler Türk'tür diye sorulacak.

Türk milleti, Türk kökünden gelenlerle Türk kökünden gelmiş olanlar kadar Türkleşmiş kimselerden meydana gelen topluluktur.

Türkler, Polonya Türkleri gibi tektük istinaslarla evlerinde Türkçe konuşan, anadili Türkçe olan insanlardır.

Şuuraltında veya duygularının gizli yönünde başka biri ırkın şuur ve özleyişini taşımayan kimselerdir.

Türkçülere yedi, hatta yirmi kuşak ilerisine kadar soy kütüğü arayan kimseler diye iftira ediliyor. Tatbik kaabiliyeti ve araştırma imkânı olmayan bu safsatalar ancak moskofçuların ve başka düşmanların uydurmasından ibarettir. Her zaman verdiğimiz örnekleri yine tekrarlayalım: En büyük Türkler' den biri olan Yıldırım Bayazıd'ın anası Türk değildir. Hangi Türkçü onu Türklük kadrosundan çıkarmıştır veya çıkarabilir? İstiklâl Marşı şairi Mehmet Akif' in babası Arnavut, ülküsü de Türkçülüğe aykırı olan ümmetçilik olduğu halde hangi Türkçü Mehmed Akif için Türk değildir demiştir?

Mesele Yıldırım Bayazıd veya Mehmed Akif kadar Türk olabilmektedir. Bir millette millî ruh yükseklerde olduğu zaman onların arasına karışan yabancıların hiçbir tesiri olmaz. Millî ruh, herhangi bir yabancılığı eritir. Fakat millî ruh arıklayınca, yabancılara karşı hayranlık başlayınca her şey allak-bullak olur. Milliyet inkâr edilir. İnsanlıkla hiçbir ilgisi olmayan çıkarcılar insaniyetçi kesiliverir. Her türlü konfor ve rahat içinde yaşayan milyoner çocukları, bu konfor ve rahatın zerresini bile feda edemeyecek oldukları halde komünist olur. Komünizm uygulanırsa ne o yiyeceği, ne o evi, rahatı, parayı, arabayı bulamayacağını, işçi haline geleceğini düşünemeyecek kadar ahmaklaşır.

Millet olmanın sonuçlarından biri de başka milletlere göre bir çok özellikleri olmak, onlardan ayrılmak, onlara benzememek, bazen onların zıddı olmaktır. Bu benzemeyiş ve ayrılış maddî ve manevî yönlerdedir. Milletlerin ses tonundan konuşma şekline, sevdiği ve sevmediği şeylere, davranışlarına kadar bir çok şeyi birbirinden ayrıdır. Sevinç ve şaşkınlığın ifadesi bile her millette başka başkadır. Sözün kısası milletler birbirine benzemez. Birinin ak dediğine öteki kara der.

Milletler binlerce yılın geliştirip şekillendirdiği sosyal varlıklardır. Bunları ortadan kaldırarak insanları kardeş yapmak, birleştirmek, tek devlet haline getirmek, devletleri kaldırıp insanları devletsiz bir birlik yapmak Hasan-i Sabbâh müritlerine yakışır rüyalardır. Tabiatta bir yandan birleşme bir yandan bölünme olduğu gibi, sosyal hayatın kanunlarında da, hem birleşme, hem parçalanma aynen mevcuttur. İnsanlık tarihine kısa bir göz atış bu birleşme ve ayrılmaların düzinelerle örneğini verir.

Şimdi, insanlığın son merhalesi olan şuurlu, inançlı ve istekli "millet" dururken onu kaldırıp yerine şuursuz, her kalıba girmeye elverişli, ham madde halindeki "halk" ı koymakta ne mânâ var?

Bu sözlerimize karşı hemen Atatürk kalkanıyla karşımıza dikileceklerini, öyle ise "Atatürk kurduğu partiye ne diye Halk Partisi dedi ? " diye soracaklarını biliyoruz.

Atatürk, Halk Partisi'ni kurarken komünistlerin sinsi maksatları henüz anlaşılmamıştı. Milletleri ortadan kaldırmak için halk kelimesini kullanacakları bilinmiyordu. Atatürk "halk" demekle edebî dildeki mânâyı kasdetmiş, milletin geri kalmış tabakalarını düşünmüştü. Partisiyle bunları kalkındırmayı amaç edinmişti.

Sözün kısası: Biz çobandan bilgine kadar Türk milletiyiz. Türk milleti siyasi sınırlarla ölçüştürülmesine imkân olmayan, Adalar Denizi'nden ve Tuna' dan Altaylar' ın ötesine kadar uzanan geniş dünyada yaşayan yaratıcı millettir. Bu köklü millet, bir takım maskaraların tabirleri ve taktikleriyle dillerinin zorla değiştirilmesiyle ve bozulmasıyla, yurtlarından sürgün edilmekle bölünmez, yok olmaz.

Sürülseler de, dilleri bozulup değiştirilse de günün birinde yeni bir Bozkurt doğup Türk ellerini kurt başlı sancak altında birleştirir, değişen lehçeleri tek bir edebî Türkçe haline sokar, Türk'ten boşaltılan Türk ülkelerini Türklerle doldurur. Yoksun budunu bay kılar, azlık milleti çokluk eder, geri kalmışı en ileri ve en üstün seviyeye ulaştırarak tarihin önüne geçilmez zaruretini gerçekleştirir.

Atsız

« Son Düzenleme: Şubat 05, 2008, 06:08:25 pm Gönderen: Tayfun TURAL » Logged
Ömer TURAL
Araştırmacı Yazar
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 430



WWW
« Yanıtla #1 : Kasım 19, 2007, 02:25:19 pm »

Kardeşim.Eline yüreğine sağlık.Allah'ın izniyle temeni ve dileklerimiz olur.Yazıdaki düşüncelere yürekten katılıyorum.Selamlar.
Logged

BOZKURT
YANLIZKURT
Katılımcı Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 30


« : Kasım 16, 2007, 02:34:50 pm »

Atatürk’ün 1 Kasım 1937 tarihinde, T.B.M.M. de yaptığı hitabeti aşağıda verilmiştir. Bu Hitabet, incelendiğinde Dünya’nın süper gücü olabileceğimiz algılanacaktır. Zira, Atatürk’ün göstermiş olduğu Hedeflere “Milli” bir güçle nasıl varıldığı görülecektir. 1923’ten 1937 yılına kadar geçen 14 yıl zarfında bu kalkınma örneği hiç bir Millete nasip olmamıştır... Ancak Atatürk’ün vefatından sonra, bu Kalkınma Hamlesinin durdurulup da nasıl bir Promosyon Ülkesi haline gelmemizde hiç bir Millete nasip olmamıştır !

 

         “Sayın Arkadaşlar,

         Endüstrileşmek en büyük milli davalarımız arasında yer almaktadır. Çalışması ve yaşaması için ekonomik elemanları memleketimizde mevcut olan büyük, küçük her çeşit endüstriyi kuracağız ve işleteceğiz. En başta Vatan savunması olmak üzere ürünlerimizi değerlendirmek ve en kısa yoldan en ileri ve refahlı Türkiye idealine ulaşabilmek için bu bir zorunluluktur.

         Bu kanaatle Beş Yıllık Sanayi Planının geri kalan bütün hazırlıkları bitirilmiş olan bir kaç fabrikasını da süratle başarmak ve yeni plan için hazırlanmak gerekir. Endüstrileşme karar ve hareketimize paralel olarak bu günkü kanunlarımızda düşünülecek değiştirmeler ve eklenecek bazı yeni hükümler vardır. Bunların başlıcalarını şöyle özetleyebiliriz : Sermayesinin tamamı veya büyük kısmı Devlete ait ticari-sanayi kurumların mali kontrol şeklini; bu kurumların bünyelerine ve kendilerinden istediğimiz ve isteyeceğimiz ticari usul ve anlayışla çalışma gereklerine göre süratle düzenlemek... Bu gibi kurumların bu günkü usullerle çalışabilmelerine ve gelişmelerine imkan yoktur.

         Mevcut gümrük tarifeleri kanununda bu günkü politika ve eğitimimize uygun tedbirleri almak gerekir.

         Diğer önemli nokta, daha önce de işaret ettiğim gibi, memlekette bazı bölgelerde göze çarpacak önem kazanmış olan hayat pahalılığı konusuyla uğraşmak... Bunun için, bilimsel bir araştırma yaptırılmalı ve tesbit edilecek sorunlar ile radikal ve planlı şekilde mücadele edilmelidir.

         Küçük esnafa ve büyük sanayicilere ihtiyaç duyacakları kredileri, kolay ve ucuzca verecek bir örgüt kurmak ve kredinin normal şartlar altında ucuzlatılmasına çalışmakta çok gerekli işlerdendir.

         Türkiye’de devlet madenciliği, milli kalkınma hareketleriyle yakından ilgili önemli konulardan biridir.

         Genel endüstrileşme anlayışımızdan başka, maden arama ve işletme işine; herşeyden önce, dış ödeme imkanlarımızı, döviz gelirimizi arttırabilmek için, devam etmek ve özel bir önem vermek zorundayız.

         Maden Tetkik ve Araştırma Dairesinin çalışmalarının, büyük ölçüde geliştirilmesini ve bulunacak madenlerin rantabilite hesapları yapıldıktan sonra, planlı bir şekilde hemen işletmeye konulmasını sağlamamız gerekir. Elde bulunan madenlerin en önemlileri için, üç yıllık bir plan yapılmalıdır.

         Ereğli şirketini satın aldığımızı ve Ereğli Kömür Havzasında rasyonel bir üretim planının, günün sorunu olduğunu biliyorsunuz. Bunun tamamlanması, çabuklaştırılarak, kömür üretimi kısa bir zamanda en az bir misli arttırılmalıdır.

         Diğer yönden Maden  Tetkik ve Arama Dairesinin, Divriği sahasında bulduğu ve cevher nispeti itibariyle önemi büyük olan demir madenini süratle işletilmesine geçilme ve Karabük Demir ve Çelik Endüstrimizin ihtiyaç planı dışındaki kısmının, ihracatına başlanılmalıdır.

         Liman işlerinde modern ve planlı çalışma ve fiat tarifelerindeki indiriminin uyandırdığı memnuniyetin verimli sonuçları, ticarette dikkati çekmiştir. Bu yolda devam edilmesinde isbet olacaktır. Ekonomik bünyemizdeki gelişme, deniz ulaşım araçları ihtiyaçlarını her gün arttırmaktadır. Yeni sipariş edilen gemilerden bir kısmı önümüzdeki ilkbaharda gelmiş bulunacaktır. Fakat bunlar, bu günden görülmekte olan geniş ihtiyaca cevap verecek sayı ve oranda değildir.

         Yeni gemiler inşa ettirmek ve özellikle eski tersaneyi, ticaret filomuz için, hem onarım hem yapı merkezi olarak çalıştıracak çareleri sağlamak gerekir.

         Şu günlerde, Yüksek Meclise su ürünleri ve Deniz Bank hakkında bir tasarı gelecektir. Bu konunun, yüksek ilginizi çekeceğinden şüphe etmiyorum.

         Arkadaşlar ,

         En güzel coğrafi durumda bulunan, üç tarafı denizle çevrili olan Türkiye; endüstrisi, ticareti ve sporu ile en ileri denizci millet yetiştirme yeteneğindedir. Bu yetenekten yararlanmayı bilmeliyiz. Denizciliği, Türk’ün büyük milli ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız. Ekonomik kalkınma; bağımsız ve egemen Türkiye’nin daima daha kuvvetli daima daha refahlı Türkiye idealinin, bel kemiğidir. Türkiye, bu kalkınmada iki büyük kuvvet serisine dayanmaktadır.

         Toprağının iklimleri, zenginlikleri ve başlı başına bir servet olan coğrafi durumu; bir de, Türk Milletinin, silah kadar, makinada da tutmaya yaraşan kudretli eli ve milli olduğuna inandığı işlerde ve zamanlarda tarihinin akışını değiştirir bir güçle beliren yüksek sosyal benlik duygusu...

         Sayın Milletvekilleri ;

         Demiryolları, bir ülkeyi uygarlık ve refah ışıklarıyla aydınlatan kutsal bir meşaledir.

         Cumhuriyetin ilk yıllarından beri, dikkatle ısrarla üzerinde durduğumuz demiryolları yapma politikası, amaçlarına ulaşmak için, durmadan başarı ile uygulanmaya devam olunmaktadır.

         Doğu ve Güney de, Sivas-Diyarbakır gibi büyük illere varan hatlar, geçen yıl içinde, Sivas-Malatya ara hattı ile birbirine bağlanmıştır. Zonguldak’a varmış bulunan hatta bu zengin kömür havzasını İç Vatana bağlamış bulunuyor.

         Sivas’tan sonra, Doğuya doğru uzanıp gitmekte olan hat da, varılacak ilk nokta olan Divriği’ye ulaşmıştır. Bu kol, önümüzdeki yıl Erzincan’a varmış bulunacaktır. Diyarbakır’dan Doğu’ya uzanacak hattın da inşasına başlanmıştır.

         Doğu demiryollarının satınalınmış olduğunu bilirsiniz. Güney de Nusaybin’e giden hattan başka, yurtiçinde bütün demiryollarının yönetim ve işletmeleri Cumhuriyet Hükümetlerinin elindedir.

         Demiryolları inşaatımızın gelişmesi, İran Transit yolunun ilerlemesi ve motorize edilmesine de yararlı olmuştur. İstanbul’dan itibaren başlayan Avrupa turist yolunun asfalt olarak yapılmasına devam olunmaktadır.

         Bu tarz inşaatın, bir plan dahilinde memleketin diğer alanlarına da yayılması beklediğimiz milli başarılardandır. Karayolu ve köprüler inşaatı gelişmektedir. Demiryolları yapımı politikamızı uygulamaya başladığımız yıllar içinde 78 köprü, geçişe açılmış bulunuyor. 23 köprü de inşa halindedir. Bu köprüler, her biri başlı başına birer teknik ve sanat eseri olarak yeni nesillere Cumhuriyetin armağan abideleri olacaktır. Demiryolu hatlarımızı, İç Bölgelere bağlayacak ve bu hatları biran önce, milli ekonomik kalkınmaya büyük hizmetini sağlayacak olan karayolu inşaatının önümüzdeki dönemlerde, yoğunlaştırlarak, bir plan dahilinde genişletilmesi gerekir.

         Her Bölgenin ihtiyacına göre, istasyonlarda tamamlayıcı tesisatta yapılmak ve çeşitli malların gerektiği gibi gönderilmesini sağlayacak, teknik şartları olan vagon adedini arttırmak zorunludur. Bunda da büyük yardımlarınızın esirgenmemesini dilerim.

 

         Su ve imar işlerine dikkatle devam edilmektedir.

 

         Posta-Telgraf-Telefon işlerimizde esaslı bir gelişme vardır. Bununla beraber, şehirler arasındaki telofon konuşmalarını biran önce bitirilmesine çalışılmalıdır. Ankara’da yeni bir radyo istasyonunun yapılmasına başlanmış olduğunu memnunlukla belirtmek isterim.

         Sivil havayolları İdaresi, devlet kuruluşları arasında, modern bir idare halinde yer almıştır.

         Bütün teknik şartlar ve güvenlik gereklerine uygun şekilde çalışmakta olan bu idarenin, büyük şehirlerimizin hepsi arasında en modern ulaşım yolu rolünü biran önce yapmaya başlaması, uluslararası hatlarda da, kendi araçlarıyla ilişki kurma imkanı, az zamanda sağlanmasını beklediğimiz önemli işlerdendir.

 

         Arkadaşlar ,

         Bütün devlet kuruluşlarının canlılığı, gürbüzlüğü, işlemesi yönünden, büyük dikkatle üzerinde durulması, gerekli olan mali hayatımız konusuna değinmek istiyorum.

         Cumhuriyet bütçelerinin belirli hale gelen ve daima kuvvetlenmesi gereken birleşik özellikleri, yalnız denk oluşları değil, aynı zamanda koruyucu, kurucu ve verimli işlere, her defasında daha fazla pay ayırmakta olmalarıdır.

         Bu politikamızın, milli faaliyetler üzerinde derhal yaratmaya başladığı etki iledir ki, bütçe tahmin rakkamlarımız, yalnız gerçekleşmekle kalmamış daima bütçe fazlasıyla kapanmaya başlamıştır.

         1936 yılı bütçesi, tahmine ve 1935 yılında gerçekleşmiş gelirlere göre, 22 milyon fazla ile kapanmıştır. 1937 bütçesinin de uygulamada gösterdiği gidiş, aynı ümidi, fazlasıyla verecek durumdadır.

         Bu sonuç; memleket ekonomisinin gelişmesini, halk için çalışan bir hükümetin, halkın yararına olarak aldığı tedbirlerdeki isabeti de doğrulamaktadır.

         Samimi bir şekilde yapılmış bir bütçe ve gerçek ödeme dengesine dayanan paramızın, yürürlükteki satınalma gücünü kesin şekilde koruyacağız.

         Her türlü mali yükümlülüklerimizi, günü gününe yerine getirmekle devletin güvenirliğini ve mali sermaye ve hisse senetlerini koruma ve destekleme konusunda bütün tedbirleri almak ve bu mevzuda dikkatli bulunmak prensibimizdir.

         Devlet gelirlerinin artırılmasını, yeni vergiler konulmasından çok, devamlı bir programla, mevcut vergilerin kesilmesi ve toplama usullerinin düzenlenmesinde aramak gerekir.

         Son iki yıl içinde hainlar, tuz, şeker, çimento, petrol ve benzin elektrik hammadeler resim ve vergilerinde yapılan ve herbiri % 30-50 oranında bir vergi indirimini ifade eden bu azalmanın, üretimi teşvik yönünde vatandaş ve memleket için olumlu ve hayırlı sonuçlar verdiğini görmekteyiz.

          hain vergisi, buhran ve muvazene vegileri üzerinde araştırmalar yapılarak, bütçenin denklik esasını bozmayacak şekilde, yavaş yavaş indirim çareleri düşünülmelidir.

         Bundan başka, memleketimizde yetişmeyen hammaddeler ve üretim maliyeti üzerinde etki yaparak, dış memleketlerle, işlenmiş mal rekabetini güçleştiren her türlü vergi ve resimlerin kaldırılması gerekir.

         Gerek bu konular üzerinde çalışırken, gerekse herhangi bir mali karar alırken ilk gözönüne getireceğimiz şey, milli faaliyet ve milli üretimimize, yani verginin bizzat ana kaynağı üzerinde yapacağı etki olmalıdır. Maliye memurları da, iç işleri memurları gibi, halk ile devamlı teması olan kuruluşlarda çalışmaktadırlar.

Bunların da, halk ile ilişkilerinde, halk için çalışan bir halk hükümetinin doğal niteliklerinden olan, en büyük dikkat ve özen göstermek ve büyük ölçüde güven ve inanç vermek prensiplerinin gelişmesine, özellikle itina etmeleri gerekmektedir.

         Cumhuriyet rejiminde hazine yararı demek; kanunun hazine lehine tesbit ettiği halka, kanunun mükellefi karşılaştırdığı görevi gayet denk bir halde elde tutmak demek olduğunu biran hatırdan uzak tutmamak önemli prensibimizdir.

         Tekel konusunda, özen gösterilmesi gereken esas prensip, bu kurumların mali monopol, ticari kuruluş ve milli valorizasyon kurumu hareketlerinin dikkatle birleştirilmesidir.

         Dışarıya tütün satışları ve ihracat konusu, daha yakından ilgilenmeye değer taşır niteliktedir.

         Gümrüklere gelince; bunda tesisata çalışma usullerine ve kanuni konular bakımından, gerekli düzenleme tedbirlerine hız vermek zorunludur. Tekel tarafından işlenmiş mal fiyatları üzerinde yapılan indirimler, satışları artırmıştır.

         Bu usulün devamlı olarak dikkatte bulundurulması yararlı olur.

 

         Arkadaşlar ,

         *Büyük Davamız, en uygar ve en kalkınmış Millet olarak varlığımızı yükseltmektir.*

 

         Bu, yalnız kurumlarında değil, düşüncelerinde köklü, bir inkilap yapmış olan Büyük Türk Milletinin dinamik idealidir. Bu ideali en kısa zamanda başarmak için fikir ve hareketi beraber yürütmek zaruriyetindeyiz. Bu teşebbüste başarı, ancak türeli bir planla ve en rasyonel tarzda çalışmakla mümkün olabilir. Bu nedenle, okuyup yazma bilmeyen tek vatandaş bırakmamak; memleketinin büyük kalkınma savaşının ve yeni çatısının istediği teknik elemanı yetiştirmek; memleket davalarının ideolojisini anlayacak, anlatacak, nesilden nesile yaşatacak fert ve kurumları yaratmak; işte bu önemli ilkeleri en kısa zamanda sağlamak, Kültür Bakanlığının üzerine aldığı ağır zorunluluklardır.

         İşaret ettiğim ilkeleri, Türk Gençliğinin beyin yapısında ve Türk Milletinin bilincinde daima canlı bir halde tutmak, üniversitelerimize ve yüksek okullarımıza düşen başlıca görevdir.

         Silahlanma ve donatım programımızın uygulanması başarıyla ilerliyor. Bunları memleketimizde yapmak emelimiz, gerçekleşme yolundadır. Harp endüstrisi kuruluşlarımızı daha çok geliştirmek ve genişletmek için alınan tedbirlere devam edilmeli ve endüstrileşme çalışmalarımızda da ordu ihtiyacı ayrıca gözönünde tutulmalıdır.

 

 

         Bu yıl içinde denizaltı gemilerini yurdumuzda yapmaya başladık. Hava Kuvvetlerimiz için yapılmış olan üç yıllık program, büyük Milletimizin yakın ve bilinçli ilgisiyle şimdiden başarılmış sayılır.

         Bundan sonrası için, bütün uçaklarımızın ve motorlarının memleketimizde yapılması ve harp hava endüstrimizin de bu esasa göre geliştirilmesi zorunludur. Hava kuvvetlerinin aldığı önemi gözönünde tutarak bu çalışmayı planlaştırmak ve bu konuyu layık olduğu önemle

Milletin gözünde canlı tutmak gerekir.

         Büyük Milli disiplin okulu olan Ordunun ekonomik, kültürel ve sosyal savaşlarımızda bize aynı zamanda en gerekli elemanları da yetiştiren, büyük bir okul haline getirilmesine, ayrıca özen gösterilip yardımcı olunacağına şüphem yoktur.”

 

         Atatürk’ün tüm siyasetçilere ve idarecilere bu hitabetinin üzerinden tam 70 yıl geçti...  5 tane 14 yıl !

         Bütün imkansızlıklara ve yokluklara rağmen Atatürk’ün dönemindeki ilk 14 yılda Türkiye Süper Devlet olma yolunda... Dünya’ya ABD yerine belkide BİZ yön verecek iken !

         Atatürk’ten sonraki 5 tane 14 yılda ne oldu da el kapısından yardım ister olduk ?

         Borçsuz ve denk bütçeli bir Devlet, nasıl olurda doğmamış çocuğu bile borçlu olabilecek bir Millet durumuna getirir ?

         Bir Türk Evladı olarak bunun hesabını istiyorum !

Çünkü ; Atatürk’ün dediği gibi Türk Milletinin Davası Büyük !

Küçük Davalar peşinde olan bir milletin efradı olsaydım elbette hesap sormazdım.   Ancak,   BEN TÜRK’ÜM ...

 

“BÜYÜK DAVAMIZ, EN UYGAR VE EN KALKINMIŞ MİLLET OLARAK VARLIĞIMIZI YÜKSELTMEKTİR.”

                                                                                        ATATÜRK
pinarilhan
pinarilhan
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3


kimse kusura bakmasın. gazilerin en güzel kızı :)


« : Kasım 05, 2007, 05:21:05 am »

çok acemice bi çalışma ama yinede koymak istedim. umarım beğenirsiniz. pek fazla inceleme fırsatım olmadı. onun için kusura bakmayın.
« Son Düzenleme: Kasım 11, 2007, 04:09:46 am Gönderen: Tayfun TURAL » Logged

pinarilhan
pinarilhan
pinarilhan
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3


kimse kusura bakmasın. gazilerin en güzel kızı :)


« Yanıtla #1 : Kasım 08, 2007, 02:21:02 am »

       yazıyı ekli dosya olarak yolladığım için okunamamış olabilir. o bakımdan yeniden yolluyorum. dediğim gibi acemice bi çalışma. yanlışlarım olabilir.

    şehitlerimiz ve hepimiz için;

           Ölümün en zoru, en acı vereni ama en şereflisi şehitlik. Acı dediysek ölüm şeklinden değil. Verdiğin sözleri tutamamak acıtıyor insanı. Arkanda ağlayan boynu bükük insanlar bırakmak yakıyor insanı. Sen düşmanın tuzağına düşüp hani bedenini yerde bırakıp ruhunla göklere çıkıyorsun ya o yerde bıraktıkların acıtıyor ruhunu. Senle beraber ne Ahmetler, Mehmetler, Hasanlar, Aliler ve daha ismini sayamadığımız onlarca MEHMETÇİK bedenini bırakıp çıkıyor göklere. İşte acıtan onların yerde kalan kanları. Alınmayan intikamları o daha gencecik bedenlerini 70 milyon için toprağa verenlerin ruhunu acıtan.

            Daha 20 yaşına yeni girmişti Mehmet. Nerden bilebilirdi ki daha onun için ölenlerin intikamını almadan, annesinin, babasının, sevdiği Ayşe’nin ve belki de arkada daha adını koymadığı, anasının karnında bıraktığı yavrusunu göremeden ruhunu alıp gideceğini. Belki adı Mehmet değildi. Onunla beraber ne Mehmetler vardı. Ve geride bırakılmışlara dair ne hikâyeler vardı.

           Hangimiz ellerimiz olmadan yaşamaya mecbur kaldık, ya da bacakları olmadan… Yahut da başımızdan başka bir yerimizi kullanamadan yaşamaya mecbur… Kanının intikamını almaya çalıştıklarımız için çalışırken kanı yerde kalarak yaşamaya… Halkım sıcak yatağında rahat uyusun diye nöbet tutarken, elleriniz tutmaz oldu mu hiç. Geridekilerin hayaliyle ölüme bir adım uzakta kaçımız yaşadık. Hiç düşündünüz mü sokaktan geçen herhangi biri için canınızı verir misiniz? Ekmeğimizi bile paylaşırken karşıdakinden sağladığımız kazancı düşünürken, hiç senin, benim en önemlisi bu vatan için o ana kadar belki de tek sahip olduğu şey olan ailesine “hakkınızı helal edin” deyip askere giden ve gözünü kırpmadan canını verenleri düşündünüz mü?

           Hasan da çok gençti, Ahmet de, Mustafa da ve ismi unutulsa da yaptığı kahramanlığa hep saygı duyacağımız onlarca Mehmetçik de.

         Bir gün de oturup Mehmetçikler için düşünelim. Onlar gibi ve onlar için. Ve hep beraber seslenelim akan kanların ya hesabı sorulsun ya da hesabı verilsin.
Tayfun TURAL
Administrator
Webmaster
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 208


ttural@msn.com


« : Ekim 16, 2007, 11:09:05 am »

TERÖRLE MÜCADELE KAHRAMANLARINA DESTEK KAMPANYASI

BÜYÜK MİLLİ SEFERBERLİĞE SİZ DE KATILIN...

GSM İLE BAĞIŞ İÇİN

Turkcell ve Avea kullanıcıları 5 YTL bağış için, DESTEK yazarak, 5610'ya mesaj gönderin.
 
Vodafone kullanıcıları, 5 YTL bağış için, DESTEK yazarak, 5630'da mesaj gönderin.
 

BANKA İLE BAĞIŞ İÇİN HESAP NUMARALARI:    

ZİRAAT BANKASI  - İSTANBUL ŞUBESİ

YTL   Hesabı 343434 - 5001 

DOLAR Hesabı 343434 - 5002 

EURO  Hesabı 343434 - 5003 

 
İŞ BANKASI - BEYOĞLU ŞUBESİ ( ŞUBE KODU: 1011 )

YTL Hesabı  171 65 83

Euro Hesabı 332 11 70 
 

GARANTİ BANKASI - YENİBOSNA ÇARŞI ŞUBESİ ( ŞUBE KODU: 531 )

YTL Hesabı 668 97 98

YAPI KREDİ BANKASI  - MERKEZ ŞUBE

YTL Hesabı 2013 2013 


FİNANSBANK – GÜNEŞLİ ÇARŞI ŞUBESİ

YTL Hesabı  165 806 86 

EURO Hesabı 165 806 88 


TELEFON :

0 212 599 82 86

Linkleri Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Görebilir.
Linki Görebilmek İçin Kayıt Ol veya Giriş Yap
Logged

Site İçeriğini Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Görebilir.
İçeriği Görebilmek İçin Kayıt Ol veya Giriş Yap
Resimleri Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Görebilir.
Resimleri Görebilmek İçin Kayıt Ol veya Giriş Yap
Resimleri Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Görebilir.
Resimleri Görebilmek İçin Kayıt Ol veya Giriş Yap
Resimleri Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Görebilir.
Resimleri Görebilmek İçin Kayıt Ol veya Giriş Yap
yigido58
Katılımcı Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 34


Şeytanın Beyliği Besmeleye Kadardır


WWW
« Yanıtla #1 : Ekim 19, 2007, 07:31:12 am »

                                           Bu görüntülerin birdaha yaşanmaması için haydi Kampanyaya
                                           Bu Konuya kimse ama kimse Duyarsız kalamaz


                                           Videoları Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Görebilir.
Videoları Görebilmek İçin Kayıt Ol veya Giriş Yap


                                                                                                                                          yigido58
Logged

 

© 2007 Tüm Hakları Saklıdır. Designed By Tayfun TURAL
Site Yazarı ve Yöneticisi Ömer TURAL